Sehid.com Anasayfa Sehit Arsivi, PKK, HPG Sehitleri Sehit Listesi Sehit Biyografi Ekle Gerilla Akibet Sorgulama Sehit Resimleri Sehit Resimi ekle Sehid.com Iletisim Sehid.com Üye Girisi
Davut KARAKOYUN
 
Davut KARAKOYUN Adı Soyadı: Davut KARAKOYUN
Kod Adı: Eşref
Baba Adı: ----
Ana Adı: ----
Doğum yeri ve tarihi: Helizo / Gürpınar, 1973
Katılım yeri ve tarihi: 1989
Şehadet yeri ve tarihi: Hizan, Temmuz 1999
Görevi: Tabur Komutanı

"Yağmur gibi kurşun yağıyordu hertaraftan. Bombalar, roketler, havan topları ve diğer silahlar ortalığı cehenneme çevirmişti. Doğadan toprağın, çiçeklerin kokusu değil sadace barutun kokusu yayılıyordu. Spirez yine bir çatışmaya tanıklık ediyordu. Yüzlerce asker ve sadece bir avuç gerilla..."

Evet. Sadece bir avuç gerillaydı direnen. Ve yüzlerce askerin bu kadar gümbürtüsü bu yüzdendi. Karanlık çökmüş ama çemberde olan gerilla grubu henüz geri çekilememişti. İç içe girmişti çatışma. Kim asker kim gerilla belli olmuyordu. Herkes herkese kurşun sıkıyordu. Korucular Kürtçe 'teslim olun, yoksa hepiniz ölürsünüz' diye bağırdıkça, gerillalar daha bir gayrete gelerek çatışıyordu.

'Yoldaşlar. Yoldaşlar' diye bağıran kontr-gerilla komutanının sesi yayılıyordu etrafa. Sesini incelterek ve alaylı bir edayla bağırıyordu. Psikolojik baskı uyguluyordu gerillalar üzerinde. Sinirlerini bozarak birilerinin galeyana gelmesini ve avlanmasını arzuluyordu. 'Yoldaşlar, bakın buradayım henüz vuramadınız beni, hadi ama sizi bekliyorum...'

H. artık dayanamamıştı bu sesin çirkinliğine. Sinirleri de bozulmuştu. Zaten dün akşam yaptıkları eylemde bir kaç yaralı vermişlerdi. Çok sevdiği can yoldaşları yaralanmıştı. Üstüne üstlük bir de çatışma çıkmıştı. Ve o ses hep bağırmaktaydı. 'Yoldaşlar hah, hah, hah...' Ya bu adamı vuracak ya da kendisi şehit olacaktı.

Yavaş yavaş sürünmeye başladı. Karşıdan gelen kurşunların ona değmesi içten bile değildi. Ama herşeyi göze almıştı. Ve sessizce yaklaştı sesin geldiği tarafa. Dikkati elden bırakmıyor, kurşunların dışına çıkmaya çalışıyordu. Bir kaya vardı hemen önünde. Hem kayanın arkasında hem de çevresinde bir kaç mevzi daha vardı. Ses o kayanın arkasından geliyordu. Ve beklemeye başladı. O sesi bir daha duymak istiyordu. İlelebet kimsenin duymaması şartı ile. Bombalarını hazırladı.

Karanlıktı, hem de çok karanlık. Hani göz gözü görmüyor derler ya öyle. Sadece kurşun ve roketlerin ışığı bozuyordu bu gizemli karanlığı. Bütün gerillalar etrafa dağılmış, çatışıyorlardı. Bu yüzden hiçbir asker yaklaşamıyordu. Dağınık oldukları için kalabalık görünüyorlardı.

Eylem başarılı geçmişti. Ama üslerine geri dönmeden bir dağ yamacında üslenmişlerdi. Gaflet, diyordu bu durumu anlatan Eşref. 'Biraz yorulduğumuz için birşey olmaz burada üslenelim, dedik. Zaten yaralı arkadaşlar vardı yanımızda, onlarda dinlenelim diyordu. Aslında arkadaşları dinlememeli ve hemen daha güvenli yerlere çekilmeliydik. Ama...'

Lokman ve Mehmeti Goyi yaralıydı. Eşref de bu çatışmada yaralanmıştı. Akşama doğru askerlerin operasyona çıktığı telsiz anonslarından belli oluyordu. Bir ara telsizden "Şimdi vadiye indiler" anonsu geldi. Telsizi dinleyen gerillalar bunu fazla dikkate almadılar. Tepeye çıkmaya başladılar. "Şimdi tepedeler." "Kayalıkların içinde dinleniyorlar." Anonslar bir türlü susmak bilmiyor, ayrıca gerillaların da hareket tarzını an an söylüyorlardı. Sinir küpüne dönmüştü gerillalar. Hepsi bu sinir bozucu telsiz anonslarının etkisine girmişti. Silahlarının emniyeti açıktı. Her an tetikte yollarına devam ediyorlardı.

"Yaklaşıyorlar." "Herkes hazır olsun." Bütün gerillalar acaba bu anonslar doğru mu yoksa psikolojik savaş mı yürütülüyordu bir türlü anlayamamıştı. Ama tedbiri de elden bırakmıyorlardı. Belirli bir süre ilerledikten sonra mola vermişlerdi.

Yorgunluk ve stres dinlenen gerillaları gevşetmiş, tatlı bir uykuya sürüklemişti hepsini. Ama telsiz anonsları susmak bilmiyordu. Ve hemen ardından da çatışma başlamıştı. O zaman anladılar telsiz anonslarının doğru olduğunu.

Eylemin ardından böyle bir çatışmaya girmek yaralı arkadaşların morallerini bozmuştu. Kendileri çatışamıyordu. Yoldaşları onları korumak için canla başla savaşıyor, askerleri yanlarına yaklaştırmıyordu.

"H. cankulağı ile etrafını dinliyor, o sesi bekliyordu. Biri susturmalıydı bu sesi. Bu görevi H. üstlenmişti.

Çok geçmeden yine o şuh, sinir bozucu sesiyle bağırdı kontra elemanı komutan. 'Yoldaşlar....' H. nın beklediği an gelmişti. Ses hemen önündeki taşın arkasından geliyordu. Hemen pimlerini çekerek bombalarını attı taşın ardına ve çevresine. Bir, iki, üç... Ard arda patladı bombalar. Ve ses kesildi. Bir daha 'yoldaşlar ...' diyemedi kontra elemanı."

Bombaların sesiyle sanki herşey durmuştu. Gecenin karanlığına sessizlik hakim olmuştu. Ve bir ses duyuldu. 'Komutan öldü!' Bu şok haber etkisini göstermiş, askerler ve korucular arasında panik başgöstermişti. İnisiyatif gerillaların eline geçmişti. Komutanları ölen askerler korkudan donmuşlardı. Bir kaç gerilla vurup kahraman olmayı düşünürken, canlarını nasıl kurtaracaklarının telaşına düşmüşlerdi. Ölüm korkusu hiç birşeye benzemez. Elinde silahta olsa ya korku seni öldürür, ya da karşıdan gelen kurşunlar...

Hemen gerisin geri çekildiler. Fırsat bu fırsat diyen gerillalar da bir kaç arkadaşı savunmaya koyarak yaralılarını alıp çıktılar o cehennem yerinden.

Eşref'in eline ve vücudunun birçok yerine lav silahı parçaları isabet etmişti. Belirli bir süre tedavi olduktan sonra Xaxurke'ye dönmüştü. Bu çatışmayı anlatırken gülümsüyor, 'nasıl kurtulduk anlamıyorum' diyordu. Tedavi oldukları yerde kapı hızla çarptığında hepsi birden sıçrayarak ayağa kalkıyorlarmış. 'Etkisini bir süre atamadık üzerimizden, daha sonra yavaş yavaş geçti.' diyordu Eşref.

Bu olayı anlatan Eşref mütavaziliği elden bırakmıyor, hep diğer arkadaşları öne çıkarıyordu. Sanki çatışmada bir rolü yokmuş da, çatışmayı yürütün diğer arkadaşlarmış gibi. Aslında eylem sırasında bütün komuta Ondaydı.

1991-92 kışında Xaxurke'de Karargah'ta yapılan kadro eğitimlerinde manga komutanı idi. Devre sonunda '92 bahar pratiği için tekrar Başkale'ye Bölük komutanı yardımcısı ve bölge yönetimi olarak gitti. Şanssız Perîxan eylemi sonucu, iyi bir başlangıç yapamasalar da yapısını elinden geldiği kadar koruyarak içeriye girebilmişti.

1993 yılında Gerdi mıntıkasında hareketli takımın komutanı olarak görev yaptı. Büyük güçlerle hareket etmek tehlikeli olduğu için, güçlü arkadaşlardan oluşturulmuş bir takım, pratik faaliyetlerde bulunuyordu. Gerdi'de Türk devletinin yönelimleri ve yanlış uygulanan bazı pratikler sonucu, yoğun bir koruculuk vardı. Korucu olan aşiretlere yaklaşım ve onlara uygulanması gereken politikalar konusunda, Başkale'de yürüttüğü pratikten dolayı tecrübesi vardı Eşref'in. "Yapabilirsen koruculuğu bıraktıracaksın, eğer bırakamıyorsa, baskı varsa, bu defa gerillaya kurşun sıkmamasını sağlayacaksın" diyordu. Bu amaçla bir çok defa korucularla görüşmeler yapmış ve bu politikayı hayata geçirmeye çalışmıştı. Hatta bir defasında tek başına ve silahsız olarak Gerdi aşiret reisi Reşit Ağa'nın yanına giderek, onunla, koruculuğu bırakması noktasında görüşme yapmıştı. Kürdün eve gelen misafire kurşun sıkmayacağını bildiği için böyle bir girişimde bulunmuştu. Bu gözü kara komutanın yaklaşımı Reşit Ağa'yı da çok etkilemiş, çevresindekilere; "O çok yiğit bir insandır" demişti. Anlaşma ile sonuçlanan görüşme daha sonra Türk devletinin yönelimi sonucu boşa çıkartılmıştı.

Bu görüşmeden dört gün sonra bir çatışmada ayağından vurularak tekrar tedavi olmaya gitti. 'Bundan sonra artık yaralanmak bana yasak' diyordu. 'Üçüncü defa kurşun yersem bu kez yaralanmayacağım...'

Sol ayağı dizden yukarı yara almıştı, ameliyat sonrasında 15-20 tane civata takmışlardı bacağına. Platin taktıkları için fazla hareket etmiyordu. Yaralı olmasına rağmen hep neşeliydi. Savaşa yine gitmek için hazırlanıyor, malzemelerini tamamlamaya çalışıyordu.

Van'ın Gürpınar ilçesinde dünyaya gelmiş. İlk ve ortaokulu burada okumuş, ardından da '89 yılında partiye katılmış. Kendi deyimiyle yarı gönüllü katılmış. "Van'dan Başkale'ye geliyorduk bir kaç arkadaşla birlikte. Hepimiz gerilla saflarına katılacaktık. Yolda gerillaların yol kesme eylemi ile karşılaştık. O zamanlar 17-18 yaşından büyük olanları 'Zorunlu Askerlik Kanunu' ile saflara alıyorlardı. Bize 'siz zorunlu olarak partiye katılacaksınız' dediler. Ben dedim 'heval biz zaten gönüllü katılmaya geldik. Ben gönüllü katılacağım.' Ama grup komutanı inat ediyordu 'Askerlik kanununa göre katılacaksınız' diyordu. Yok askeri, yok gönüllü tartışma uzuyordu. En son 'tamam yarı askeri, yarı gönüllü katılalım o zaman' diyerek bir noktada anlaştık."

Tedavisi belirli bir noktaya ulaştıktan sonra, ama henüz iyileşmeden Zağros çadırlarına geldi. Her gün ayağındaki kireçlenmeyi gidermek için karın içinde yürüyor ayağını zorluyordu. Uyardığımız zaman "Heval bu yaz ben pratiğe çıkmalıyım. Ya ayağım burada kırılır ya da ben pratiğe çıkarım" diyordu. Onun erken iyileşmekteki azmi hepimizi etkilemişti. Sağlam bir insanın zor yürüdüğü karda, O saatlerce yürüyordu. "Bundan daha iyi fizik tedavi olmaz" diyordu. Büyük bir irade savaşı ile kendisini pratiğe hazırlıyordu.

Zağros'un kışları zor olurdu, bazen öyle fırtınalar kopardı ki onbeş metre aralıklı çadırlar arasında bağlantılar kopardı. Hele hele çadırla Xakurxe arasındaki mesafeyi bahar ayında geçmek her yiğidin karı değildi. Çünkü bu dağ İskendere bile aman vermemişti. Değil insanın, hayvanın yaşaması, ot bile yaşayamazdı Zagros kışlarında. Eşref arkadaş, PKK'nin dışında hiçbir gücün bir grup insanı bile bu dağda konumlandıramayacağını söylüyordu.

6 ay geçmişti. Gün pratiğe gitme günüydü. O aylarda Zagros'u geçmek çok tehlikeli de olsa kampa ulaşıp ilk düzenlemede pratik sahalara geçmek istiyorduk. Özellikle Eşref arkadaş her sabah Zagros'un tepesine bakıyordu, bulutsuz bir gökyüzünü görmek için. Çünkü "küçük bir bulut dahi olsa geçmek tehlikelidir" diyordu.

Beklenen gün gelmişti. O gün gökyüzünde bulut görünmüyordu. Karın sertleştiği sabah saatlerinde yola çıktık. Yaklaşık 18 saat süren bir yürüyüş sonrasında kampa ulaşmıştık ve hiçbir arkadaşa zarar gelmemişti. Bu Eşref'e olan güvenimizi daha da arttırmıştı.

Bahar düzenlemesinde, iki takım öncü birlik olarak Gerdi mıntıkasına geçecekti. Bu takımların birinin başında Eşref arkadaş vardı. Diğer takım komutanı tereddütlü davrandığı için alana girmedi. "Eşref arkadaş geri dönüş yenilgidir", "Mutlaka geçeceğiz." diyordu. Ki sonuçta öyle de oldu. Geçerken Başkale gücünü görmüştük. Eşref arkadaş güçlü öngörüsü ile "Çok savaşçı bir yapı, ama yönetim savaşa güç getiremeyecek" diyordu. Çünkü yönetimin kendi arasındaki ilişkileri sağlıklı değildi. Sonuçta da öyle oldu. Başkale pratiği başarısız geçmişti.

Gerdi'de bir süre kaldıktan sonra tekrar Başkale'ye gönderildi. Yıl sonuna doğru Eşref'i ameliyat eden doktor ayağındaki platinin çıkması gerektiğini bu halde yürüyemeyeceğini, bu yüzden mutlaka gelmesini istemişti. Bu yüzden istemeden de olsa doktora gider. Doktor ayağındaki platini çıkarırken dehşete kapılmıştı. Çünkü ayağındaki platin eğilmişti. Bir insan bu acıya uzun süre nasıl dayanabilir, diye hayret ediyordu.

1995 yılında Zap alanına gönderilerek, burada yapılan eğitime katıldı. Daha sonra eyalette toplam üç tane olan fırtına takımlarından birisinin başına geçti. Bu takımla birçok eylem ve çatışmaya katılmış başarılı bir pratik sergilemişti.

1995, 26 Ağustos'unda yaşanan Güney Savaş'ına bölük komutanı olarak katıldı. Savaştan sonra Önderlik Sahasına giderek burada yapılan eğitime katıldı. Aynı zamanda Önderliğin yakın koruması idi.

Bir dönem burada kaldıktan sonra tekrar ülkeye geçer. Giderken Önderlik Eşref'e; "Burada senin için ne değişti" diye sorar. "Başkan'ım yaşatılmak istenirse, Önderlik sahasına gelmeden de Önderlik pratikte yaşatılabilir. O yüzden bu alanın farklılığı bizzat Önderlik ile fiili bir diyalog içerisinde olmadır." Başkan bu cevaba "Doğru, sorun Önderliği görüp ya da görmeme değil. Herkesin bulunduğu alanda Önderliği doğru uygulama sorunudur" diye karşılık verir.

1996 yılında tekrar Başkale'ye bölge yönetimi olarak gönderilir. Başkale-Gürpınar alanında bulunan güçlerin sorumlusudur. Giderken yolda bir manga komutanı kaçar. Karargah hemen yapının geri dönmesi talimatını verir. Çünkü savaş pratiğine yeni giren güçler kötü ve çok kayıplı bir çatışmaya denk gelirse, o pratikten yıl boyunca hayır çıkmazdı. Ama eğer alana girmezlerse yapı psikolojik olarak olumsuz etkilenecekti. Yapıya korku hakim oldu mu savaştırmak çok zordur. Bu yüzden Eşref arkadaş inisiyatifini kullanarak alana geçer.

Alanı çok iyi tanıyordu. Yol güzergahı, konumlanma, erzak ve cephane depolarının yeri, olası bir çatışmada tutulması gereken yerler, karşı gücün konumlanması, geri çekilme yerleri vs. gibi konularda her zaman hazırlıklıydı. Ve kesinlikle bildiklerini yoldaşları ile paylaşıyordu. "Pratiğe çok hızlı girip, erken yorulmayın ve kesinlikle ilk eylemde çok ses çıkartacağım yanılgısına düşmeyin. Çünkü çok ses çıkartacağım derken riskli eylem yapıp darbe alabilirsiniz. Yapı ilk darbeyi yedi mi yıl boyunca toparlanma sorunu yaşar." diyordu. Bunu anlatırken yaşadığı olumlu ve olumsuz tecrübelere dayanıyordu. Savaşa bakış açısında işi şansa bırakma gibi bir durumu yoktu. Kendisi kontrol eder, mutlaka bir-iki keşfe katılırdı. Çok güvendiği bir komutan yanında varsa o farklı. Eylem planlamalarında, keşiflerde veya eyleme girerken hep mütevaziydi. Herkesi dikkate alır, herkesin görüşüne değer verirdi. Mesela bir eylem planlaması yapılıyordu. Başkale-Van-Güzeldere yolu üzerinde görevli asker ve koruculara saldırı yapılacaktı. Planlamada: "Heval herkes dikkatle incelesin, planlamayı. Hiçbir boşluk kalmasın. Kim nerede görevli ne yapacak bilinsin. Karşımızda hasta, savaşamayan, silahları pas tutmuş, bize kurşun sıkmayacak askerler yok. Bu yüzden ciddi yaklaşın. Sakın küçümsemeyin." Oldukça cesaretli olmasına rağmen somut verilere göre davranırdı. O savaşta cesaretli olmanın, savaşı yürütmeye yetmeyeceğini çok iyi biliyordu. Hep; "Heval bir komutanın cebinde 40 tane planlama olmalı ki; biri bittiğinde diğerini devreye koymalı, yani planlamasız kalmamalı." Ve gerçekten de Eşref arkadaşın kimse plansız kaldığına rastlayamazdı. Bir kaç yıllık beraber pratiğimiz oldu, plansız kaldığına rastlamadım, her zaman hazırda planı vardı, biri boşa çıktımı ikinci bir planı direk hayata geçiriyordu. O açıdan vakti kesinlikle boş geçmiyordu.

Eşref arkadaş teori ve pratiğin birliğine inanırdı. "Herkes yaptığı kadar konuşsun, bildiği kadar yapsın" derdi. Oldukça politik bir insandı. Bir çok konuda çok az konuşur, görüş belirtirdi. Konuşmaları daha çok somut konu ve kararlar şeklinde olur, bunu kavratmak için de detaylarıyla anlatırdı. Halkla da ilişkisi bu tarzda idi.

O, savaşın pişirdiği, savaş içerisinde ideolojiyi, politikayı öğrenen bir komutandı. İnsanları iyi tanır, ona göre davranırdı. Ve herkese verecek bir cevabı mutlaka vardı. Bir gün bir korucu köyüne girmiştik, korucularla toplantı yapıyorduk. Köyden bir korucubaşı, -biraz şişman ve kurnaz biri- 'heval özel timler de sizin gibi elbiseler giyerek köyleri dolaşıyorlar, o yüzden köye gelirken size ateş edebiliriz, eğer böyle olursa bizim kusurumuza bakmayın. Kesin ya sizi özel-tim sandığımız için ya da tanımadığımız için ateş etmişizdir' diyordu. Eşref arkadaş hemen söze girdi: 'Yok yok sizin kusurunuza bakmayız birşey olmaz niye kusurunuza bakalım ki, insan hata yapabilir. Mesela ara sıra biz de sizin bulunduğunuz alanlara geliyoruz. Sizin köyün ışıklandırmaları karakolunkine çok benziyor, bazen karakol sanıp saldırı yapabiliriz, siz de bizim kusurumuza bakmazsınız artık' deyince korucubaşı korkuyla; 'Aman heval kurban olayım, biz size hiçbir mermi atmayacağız istediğiniz zaman gelin gidin.' dedi.

Uzun savaş pratiği içerisinde yer alan bir insan ister istemez katılaşır. Ama bunun yanın da duygular da üst düzeyde hassaslaşır. Eşref arkadaş da böyle bir durumu yaşıyordu. Uzun süre savaş içerisinde kalması O'nu bir düzeyde sertleştirse de, aslında çok derin bir duygu yoğunlaşmasını yaşıyordu. '96 sonlarında girilen bir çatışmada Çiyazan adlı genç bir yoldaşın şehadetinde tanık olduk. Eşref arkadaş bu olaydan çok etkilenmişti. Sessiz sessiz gözünden akan yaşlar, ta yüreğinin derinliğine iniyordu. Bir sigara yaktı. Cenazeye dokunmak istediğini söyledi, önce izin vermedik, dokunduktan sonra sarılmaya başladı. Onu koparmaya gücümüz yetmiyordu. Çatışma devam ediyordu. Arkadaşın cenazesini saklayıp geri çekilmemiz gerekiyordu. Mantıklı olan buydu. Eşref arkadaş her ne kadar duygusal bir atmosferde de olsa mantıklı olanı yaptı.

Kışı Kelareş'te geçirmişti. Kelareş yüksek tepeleri, derin vadileri ve sur gibi dizili taşlarıyla gerçek bir doğa harikası. Heryerde siyah peynirimsi büyük taşlar. Ve her biri sanki özenle bırakılmış. Bu dağ uzaktan bakıldığında girilemez bir kale, içerden de bir şehrin sokaklarına benziyordu. Kış yoğunlaşması burada tamamlandı. Bahar ayında da Gürpınar'a bölük komutanı olarak gitti. Daha sonra yapılan düzenleme ile Başkale bölge sorumlusu oldu.

1997-98 kış sürecinde Botan gücü ile birlikte içerde üstlenmişti. Tabi bu durum devletin marjinalleşen PKK teorisine tersti. O yüzden çok şiddetli yöneldi. Binlerce askeri bir anda havadan indirme ile alana bırakan Türk ordu güçleri, imha ederiz mantığıyla hareket ederken, operasyon gerillanın yönelimiyle hüsrana uğramıştı. Sonraki süreçlerde de operasyonlar yoğunlaştı. On binle başlayan yönelim yüzbinlere ulaştı. Ve Kato operasyonu yönelimin zirvesi olmuştu. Eşref arkadaş bu esnada hareketli taburun komutanıdır. Ve o yüzden, birçok komutan orda olmasına rağmen, çatışmanın pratik koordinesini Eşref arkadaş yapar. Burada bulunan güçlerin kurtuluşu mucizevi bir olaydır. Ve bunda Eşref arkadaşın payı büyüktür.

Partimizin 6. Kongresi'ne katılan Eşref arkadaş kongre sonrası düzünlemede Garzan Eyaletine müdahale olarak gider.

Garzan eyaletinde kökleşen bazı ihanet odakları birçok arkadaşın şehadetinde etkili olmuştur. Ve yıl 1999, aylardan Temmuz.

İhanet bu sefer Eşref ve 12 arkadaşını seçmişti. Dört bir yandan saldırıyorlardı. Arazi çıplaktı. Çatışacak tek bir mevzi, siper edilecek tek bir taş yoktu. İlk çatışmada dört arkadaş şehit düşer. Eşref arkadaş yaralanır. Diğer arkadaşlara "kendinizi kurtarın ve partiye ulaşın" talimatını verir. Gitmemekte direten arkadaşlara kızar. "Talimattır, ulaşacaksınız" der. Bir süre daha çatıştıktan sonra mermisi tükenir. Bu arada dört arkadaşı daha şehit düşmüştür.

Artık kurtuluş umudu yoktur. Ama teslimiyeti de asla kabul etmez. Askerler Onun kurşununun bittiğini fark ettiği için canlı yakalamak isterler. Bu yüzden teslim ol çağrısı yaparlar. Askerlerin ve korucuların "Teslim ol çağrılarına" Eşref arkadaşın verdiği cevap, genç bedeninde patlayan bomba olur.

Garzan'da şehit düşen Otomatik Mervan, Hayri, Kemalê Spirti, Yasin, Harun vb. yoldaşlara bu kez çok genç bir komutanda eklenmiştir. Eşrefê Başkale!

Eşref yoldaş!

Pratiğin her zaman yolumuzu aydınlatan bir meşale olacaktır. Ve asla yere düşürülmeyecektir.

Mücadele arkadaşları adına Xweşmêr

Yazar: Turcel Mancel e-Posta: Okuma: 2097 Ekleme: 24.06.2006 Yazdir Yazdir
 
[ Geri Dön | Bölgeler ]
Sehiden Agirî Sehiden Akrê Sehiden Amed Sehiden Amediyê Sehiden Ardaxan Sehiden Bedlîs Sehiden Bokan Sehiden Çolemêrg Sehiden Çewlik Sehiden Dêrik Sehiden Dêrsîm Sehiden Dihok Sehiden Dîlok Sehiden Dirbêsî Sehiden Efrîn Sehiden Erzingan Sehiden Erzirom Sehiden Êlih Sehiden Hewlêr Sehiden Kerkuk Sehiden Kirmansah Sehiden Kobanî Sehiden Mahabad Sehiden Meletî Sehiden Meres Sehiden Mêrdîn Sehiden Merîwan Sehiden Mûsil Sehiden Mûs Sehiden Îdir Sehiden Pîransar Sehiden Qamislo Sehiden Qers Sehiden Riha Sehiden Semsûr Sehiden Serdest Sehiden Serêkanî Sehiden Seqez Sehiden Sêrt Sehiden Sêwas Sehiden Silêmanî Sehiden Sine Sehiden Tirbesipî Sehiden Sirnex Sehiden Sîno Sehiden Wan Sehiden Xaneqîn Sehiden Zaxo Sehiden Xarpût Sehiden Ûrmiye Sehiden Kerkûk Sehiden Tirkiye Sehiden Ewropa Sehiden Qafqasya Agri Sehitleri, Diyarbakir Sehitleri, Aradahan Sehitleri, Bitlis Sehitleri, Dersim Sehitleri, Erzincan Sehitleri, Erzurum Sehitleri, Batman Sehitleri, Siirt Sehitleri, Urfa Sehitleri, Sirnak Sehitleri, SIvas Sehitleri, Adiyaman Sehitleri, Adana Sehitleri, Antep Sehitleri, Malatya Sehitleri, MArdin Sehitleri, Hakkari Sehitleri, Semdinli Sehitleri, Harput Sehitleri, Kandil Sehitleri, Gabar Sehitleri, Bagok Sehitleri, Kendal Sehitleri, Cudi Sehitleri
Serok Ziyaret Defteri Üye Paneli Özel Mesajlar S.S.S. Arama
 
Kürt Siteler BirligiHaber RSS Site Patikasi - Kisayol Site Map Partnerler Anti Spam
AntiSpam | Bilgileriniz | Iletisim | Google | O.M | Oner | SiteHaritasi | SiteMap |
eXTReMe Tracker
Sayfa Yükleme: 0.024 san.. ve 6 SQL Sorgulama 0.001 san..