Sehid.com Anasayfa Sehit Arsivi, PKK, HPG Sehitleri Sehit Listesi Sehit Biyografi Ekle Gerilla Akibet Sorgulama Sehit Resimleri Sehit Resimi ekle Sehid.com Iletisim Sehid.com Üye Girisi
Nursen İNCE
 
Nursen İNCE Adı Soyadı: Nursen İNCE
Kod Adı: Sarya
Baba Adı: ----
Ana Adı: ----
Doğum yeri ve tarihi: 1972, Arpaçay / Kars
Katılım yeri ve tarihi: 1995, Istanbul
Şehadet yeri ve tarihi: 08.10.1997, Miros / Zagros
Görevi: ----

TELEFERİKTEKİ SON VEDA
 Tan yeri yeni yeni ağarıyordu. Avaşin'e bir duvar gibi inen yalçın kayalıklar Miros'un bize bakan yanını oluşturuyordu. Aydınlığın karanlığa galebe çaldığı son çarpışmanın lacivert loşluğunda şafak vakti oldukça görkemli görünüyordu Miros kayalıkları.
Avaşin de lacivert o ton deminde, öfkeden morarmıştı sanki. Sevdiklerine tehlikeyi haber vermek isteyen bir genç kızın öfkeli çığlığı gibi çağıldıyordu suları Avaşin'in. Kasvetli bir kasım sabahının fırtına öncesi hüzünlü dinginliğini çağrıştıran sessizliğinde, bu hırçınlığı, hançeresini yırtarcasına bağırışı neden Avaşin'in?Derme çatma teleferiğin başına vardığımızda, aydınlık egemenliğini ilan ederek gerçek rengini açığa çıkarıyordu Avaşin'in. Duvağını kaldıran gelinlikli kızın gözleri gibi berrak ve masmaviydi suları. Yavrusunu tehlike karşısında gören ana kalbi gibi gümbür gümbür atıyordu yüreği. Bir genç kız da ilk sıralarda geliyor teleferiğin başına. Gözleri Avaşin kadar duru, saçları başak sarısı, gülüşü Avaşin gibi coşkulu. Hüznünü anlayabilmek oldukça zor; Miros'un karşısındaki bulutlar kadar yoğun. Gülümsüyor her şeye rağmen. Evet, Sarya bu! Hani şu evreni sığdıracak denli geniş, tüm canlıları sevecek denli zengin yüreği olan bizim Sarya! Hani şu öğrenmeye doymayan, sanat aşkıyla yola çıkıp acımasız savaşın kan ve barutuyla yoğrulan, zorlu gerilla yaşamının örsünde dövülerek olgunlaşmaya başlayan sevecen Saryamızdı gelen.

Rojbaş heval. Siz de mi erkencisiniz? deyip selamladı biz. Epey ağır olduğu belli olan sırt çantası ve silahıyla teleferiğe binip Avaşin'i geçmeye yeltendi.

Silahını alarak teleferiğe binmesine yardım ederken takılmadan edemedim:
Acelen ne Sarya yoldaş, neden manganızla birlikte değilsiniz?
 BKC yardımcısı olarak öncü gruptayım, ondan acele ediyorum?
 Halil arkadaş burada olsaydı, "Avaşin'de haşarı bir Kürt kızı" diye portresini yazardı.
Artık siz yazarsınız Yılmaz yoldaş, dedi.
Kusura bakma, ben portre yazmıyorum, diyerek teleferiği Avaşin'in karşı kıyısına, Miros'a doğru ittim. İçimde garip bir burukluk hissettim. Bu konuşmanın, Sarya yoldaşın benimle yaptığı bir sözleşme, bir son sözleşme olacağını ikimiz de bilmiyorduk. 16 Kasım 1997, saat 05.30 civarında teleferikte yapılan bir sözleşme ve layıkıyla ödeyebileceğimden emin olmadığım bir borçlanma aynı zamanda benim için. Son sözleşmeden iki üç saat kadar sonra, ülkemizdeki tarihsel ihanetin zirvesel odağı KDP'li hainlerin pususunda 2'si bayan, 3'ü erkek 5 yoldaşıyla birlikte ulusal-toplumsal kurtuluş savaşımızın manevi komutanları kervanına katıldılar. Her baharda Miros'un binevş, beybun ve gelinciklerinin renk ve kokularında yeşermek üzere karıştılar toprak ananın özüne. Kimdi bana yerine getiremeyeğim bir görev yükleyen Sarya?Nasıl anlatabilirdim, Kars'ın sert karakterini benliğinde olgun bir kararlılığa dönüştüren, gerillada sanatı yakalayarak gerillanın dili, kalemi olmaya, gerilla yürüyüşünü renklilikleriyle süslemeye çalışan bu sanat ve savaş tanrıçası adayını? Bu ağır sorumluluğun altından kalkabilecek miydim? Birey olarak henüz yeterince tanıma olanağı bulamadığım bu silah arkadaşımı nasıl dökebilirdim satırlara? Yoksa, yoksa kaçsa mıydım bu görevden? Ama bu olanaksız bir şeydi. Şehit yoldaşımın son emrini nasıl yok sayabilirdim!
O'nu yakından tanıyan silah arkadaşlarımızla O'nu konuşmak, tanımak ve yazmak en doğru olanıydı. Ben de öyle yapmaya karar verdim. Hep iyiyi, güzeli, doğruyu aramıyor muydu O! Evet, sürekli bir arayış içindeydi. Neden ben de O'nu tanıma arayışına girmeyeyim?
Karar vermek kolay. Ama uygulamak daha büyük sabır, emek, çaba isterdi. O'nu yakından tanıyanlar Zap'ta, Garê'de, Metina'da kalmışlardı. Bense birkaç günlük uzaklıkta olan Xakurkê'deydim. Bir yıl boyunca O'nu yakından tanıyan birilerini aradım, durdum.
Gerilla yaşımının bir cilvesi olsa gerek, şehadetinden tam bir yıl 12 gün sonra, 28 Kasım 1998 günü Sarya yoldaşla amaç birliği etmiş, kalem ve silah arkadaşı, sırdaşı ve o yolculukta bizimle birlikte olan Jiyan arkadaşla karşılaştım. Sarya'nın şehadetinden sonra arkadaşlar Jiyan'ı o gruptan ayırmışlardı.Bir yarım gün boyunca Jiyan'la Sarya'yı, Sarya'nın gelişim seyrini, hedeflerini konuştuk. Böylece sınırlı da olsa Sarya'yı tanımaya, tanıdıkça daha da sevmeye, bağlanmaya başladım. Bir ülke, halk savaşçısının gelişiminin nasıl olabileceğinin, olması gerektiğinin yalın ve çarpıcı bir kanıtı O'nun yaşam öyküsü.Kars'ın Arpaçay ilçesinde dünyaya gelen Sarya'nın ailesi, O henüz bir buçuk iki yaşında iken İstanbul'a göçer. Yabancı bir toprakta, yabancı bir kültürde büyür. Abisi Kenan arkadaş daha önce ARGK saflarına katılmış olduğundan Sarya'da bir merak konusudur ülke, halk gerçekliği. Ailesi de benliğine tamamen yabancılaşmış değildir.
Nasıl geliştiğini bilmiyorum, ama daha öğrencilik yıllarında sanata merak sarar. Ve belki de öze, kaynağa dönüşün başlangıcı olan MKM ile tanışır ve orada çalışmaya başlar. Danslarıyla özgürlüğe tutkusunu, ülke, halk gerçekliğine susamışlığını dillendirmeye çalışır. Bu arada yazının büyüsü daha çok cezbeder O'nu. Ve Özgür Gündem gazetesinde kültür sayfasının sorumluluğunu üstlenerek çalışmaya başlar. Sanatla politika ilişkisini, halk sanatçılığının nasıl politikadan soyut gelişemeyeceğini, "sanatı sanat olduğu için değil, toplum için yapma"nın, hele Kürdistani bir renkle yapmanın nasıl sömürgecilerin vahşi saldırılarıyla "ödüllendirildiğini" yaşayarak görür.
MKM, Özgür Gündem vb. ulusal renkleri ağırlıkta olup büyük bedeller ödeyerek mücadelelerini sürdüren kurumlarda çalışıp Kürdistan ulusal-toplumsal kurtuluş savaşımına ilgi duymamak olanaksızdır. Hele bir kadın için Kadın özgürlük hareketine ve onun yaratıcısı Başkan Apo'ya ilgi duymamak düşünülemez. Sarya da özgürlük ceninini büyütür beyin rahminde.
Kendisi gibi halkın gerçek sanatçılığını esas alan arkadaşlarından beş kişilik bir grup oluşturur. Başkan Apo'yu görmek, O'nun özgürleştirici eğitiminden geçmek ve sanatta bir çıkış yaptırabilmek için Önderliğin desteğini almakta anlaşırlar. Ve bunu gerçekleştirmenin arayışına girerler.
"Aşığa Bağdat uzak değil" özdeyişini ispatlarcasına bir yolunu bulup Moskova'ya geçerler. Burada Sarya arkadaş telefonla annesini arar. Gecikebileceğini, belki de dönmeyebileceğini söyler. Annesi ağlayarak, "Kızım, sakın gecikme, erken dön" der ve telefonu kapatır. Annesine olan derin duygusal bağlılığı, devrimci sanata, ülke ve halk gerçekliğine olan bilinçli bağlılığının önüne geçmez.
Düşleri gerçekleşir. Ortadoğu'daki Parti Merkez Okulu'nun, yani Başkan Apo'nun öğrencileridirler artık. Devrede kendisini eğitime, yaşama en çok katan, doymak bilmez öğrenme, anlama oburluğuyla Parti Önderliği'nin dikkatini çeker ve yakın güvenliğine girer. Bu süreç, aynı zamanda bir kadın militan kişiliğinin de olgunlaşmaya başlaması sürecidir Sarya için.

Sahada yeterince kaldığına kanaat getirince ülkeye gitmeyi önerir ve bu istemi kabul edilir. Özlem kasırgasının girift sarmalı ile ulaşılmaza ulaşmanın, bilinmezi keşfetmenin, bilip öğrenmenin coşku fırtınası sarar Sarya'yı. Yerinde durmaz olmuştur artık. Günler, saatler çok ağır geçmektedir O'nun için. Sevdasına vurulduğu coğrafyaya bir an önce ulaşmak için tutuşmaktadır adeta.
Neden ülkeye, gerillaya gitmek istiyorsun Sarya yoldaş? Hani sen sanat aşkına, devrimci sanata bir çıkış yaptırabilmek için gelmiştin? Hani Önderliğin eğitim ve desteğini alarak sanata dönecektin?

Doğru, ben de öyle yapıyorum zaten. Gerillaya gitmekle sanattan kopma şöyle dursun, devrimci sanatın esin kaynağına, tramplen tahtasına gidiyorum. Halkın yaşamından, sorunlarından ve bu sorunların çözüm gücünden kopuk bir sanat, devrimci sanat düşünülebilir mi? Bugün benim ülkemde tuvali Mezopotamya, fırçası silah, renkleri kan, barut, alınteri, fonetiği top, bomba sesleriyle anaların çığlığı olan savaşımın kızgın örsünde dövülerek çelikleşen kişiliklerin oluşturulduğu; yeni insanın, yeni kadının özgürlüğün kalıplarına döküldüğü kocaman bir atölyede yapılıyor sanat. Ben de bu atölyenin emekçi bir çırağı olmaya gidiyorum. Pablo Neruda'dan Çaykovsky'ye, Victor Jara'dan Ömer Hayyam'a, Ozan Mizgin'den Sefkan ve diğer yoldaşlara değin hepsi de ulusal-toplumsal kurtuluş savaşımı tezgahının ürünleri değiller mi? Özgürlük ateşinin pervane sanatçısı olmaya gidiyorum. Bu düşsel konuşma, Sarya yoldaşın Zap'ta Merkez Karargah Basın Birimi çalışmalarında somutluk kazanıyor. Şiir Antolojisi'nin birinci cildinin hazırlanmasından, Özgür Politika'nın yazılarla beslenmesine kadar birçok konuda Sarya yoldaşın önemli katkıları oluyor.
Bir bal arısının peteğini hazırlamadaki ince işçiliğiyle yeniden biçimlendiriyordu kişiliğini. Bazı arkadaşların şahsında ulaşmak istediği özgür kadın militan kişiliğini sembolleştirmişti. Ancak O, yoldaşları tanıyıp kendi gelişimini de sürdürdüğünden yoldaşlarını da eleştirmeye yöneliyordu. Yani kendini sürekli yenilemenin, geldiği düzeyle yetinmemenin, sürekli kendini aşmanın doğal sonucu olarak görülmeli bu yönelimi.Oligarşik TC rejimiyle KDP ihanetçilerinin ortaklaşa geliştirdikleri 2. Güney İşgali (20 Eylül 1997) harekatını başarısızlığa uğratan gerilla direnişinde fiilen yer alan Sarya yoldaş, askeri eylemliliklerde de yeteneğini kanıtlama olanağı buldu.
O, seyirci bir sanatçı, sırça saraylarda oturup ahkam kesen çıtkırıldım aydınlardan değildi. Özgürlük savaşının ateşinde yıkanarak düzenin pisliklerinden arınan, yaşam, savaş, sanat bütünselliğini kişiliğinde somutlaştırmaya çalışan ve bu yolda oldukça mesafe alan sevecen bir yoldaş, moral kaynağı bir silah arkadaşı idi.
İhanet destekli TC'nin 1997 yılı içindeki ikinci işgal harekatı Metina, Zap, Avaşin, Berzan, Xakurkê alanlarında başarısızlığa uğratıldı. Ekim-Kasım '97'de Doğu cephemizde Hacı Ümran, Çoman, Sideka hattında ve Soran bölgelerinde devrimimizin yükselen dalgası her gerillanın ilgi odağıydı.
Sarya da Zap'tan, yanı başında şehit düşen yoldaşlarının anılarından ayrılmanın kendisine çok zor geleceğini bildiği halde, devrim dalgasının şaha kalkmış atına binmek, gerillanın başarılı vuruşlarını, Güney halkımızın partimiz etrafında kenetlenişini yazıyla, kamerayla, fotoğrafla, şiirlerle ve yeniden doğuşu betimleyen yeni dans figürleriyle ölümsüzleştirmek amacıyla çalışma ve silah arkadaşı Jiyan arkadaşla birlikte o günlerde Xakurkê'ye, oradan da Mehmet Karasungur yoldaşın edebi ikametgahı olan Kandil dağına doğru hareket edecek grubumuza katıldı.
16 Kasım sabahı aydınlığın karanlığa galebe çaldığı, bülbüllerin güle sevda türküleri yaktığı şafak sökümünde, karanlık tanrısı Ehriman'ın ihanetçi uşaklarınca katledilmeden önceki son sözleşmemizde ilk tanışmamızı anımsamıştım:

Bir eylül gününün tan atımında Cudi tepesinde su almak için çeşmeye gitmiştim. İki bayan arkadaş benden önce varmışlardı çeşmeye. Onlar sularını doldururlarken, ben de "Rojbaş" deyip sıramı beklemeye başlamıştım. Kleopatra'yı aratmayan güzellikteki sarışın olanı taşlarla ezdiği iki kalem pili radyosuna takıp radyodan çıkan cızırtılı sesleri dinlemeye başlamıştı. Zap'a gelirken Metina'daki arkadaşların bana verdikleri kalem pillerden dört adet yedeğim kalmıştı.

 Pil sorununuz mu var heval? dedim.

 Burada kalem pil bulmak kolay değil, dedi gülümseyerek. Gözleri adeta "Bana pil mi vereceksiniz?" diye sorar gibi bakıyordu. Ben de gözlerimle "evet" dedim. Ve yelek cebimden iki adet Varta alkaline pil çıkarıp uzattım. Alırken:

Ooo, siz zenginsiniz yoldaş. Galiba burada yenisiniz? Zenginliğinizi kolay harcamayın. Sonra pilsiz kalabilirsiniz, dedi.
Benim asıl zenginliğim yoldaşlarımdır, deyip gülümsedim.Daha fazla konuşmadık. "Allı turnam bizim ele varırsan, şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle" türküsünün büyülü ezgisine bıraktık duygularımızı. Üç beş gün sonra O güzel yoldaşın, benim de içinde bulunduğum bir çatışmada yaralı olarak düşmana esir düşen Kenan arkadaşın kız kardeşi Sarya olduğunu biliyordum. Ve savaştan, sanattan, Özgür Gündem'deki ortak tanıdıklardan epey konuşmuş, sohbet etmiştik.
Bir gündoğuşunda tanıdığım "Omayra" hayranı "Kürt Olgası"nı yine bir gündoğuşunda, omuzlarıma ağır bir yük bindirdikten hemen sonra yitirdim. Çok erken, yersiz, zamansız bir ayrılış oldu bu.

Sarya yoldaş!

Uzun sayılabilecek bir süredir yazmıyordum. Parti işleyişinin zorunlu kıldığı dokümanların hazırlanışı ve duygu barajının tribünlerinin emniyet sübabı olarak bazı dizeler dışında kalemim küskün küskün duruyordu cebimde. Kendi kendime uyguladığım, nedeni bende gizli sansürü senin emrinle kaldırdım. Belki sözleşmemizin gereğini layıkıyla yerine getiremedim. Ama bir daha kalemimi küstürmemeye söz verirsem yetersizliğimi bağışlarsın sanırım. Evet, buna söz veriyorum. Bir daha düşürse yolum Miros'a, gelincik, beybun, rehan, Nergiz ve binevşten taçlar yapacağım. Adlarını Sarya, Saadet, Ruken, Emin, Azad ve Selman koyacağım! Her biri kendine özgü renk ve kokuların orkestrasıyla gerillaların başlarını,
gönüllerini süsleyeceğim!
 Sarya tu çav binevşi
Li serê çiyan neqşî
Dilê te weq Avaşin
Serê te mı ser Kelaşin

Mücadele arkadaşları adına

Yılmaz Dağlum
 

Özgürlük Umudunda Buluşan İki Can İki Yürek
 Onlar
Yaşamın anlamına
Sel misali
Umudu yüklediler
Ve sonra
Kanatlanıp uçtular
İnançları şimdi
Yüreklerimizdeki çırpıntı
Sarya ve Canda Yoldaşlar....
Biri Türkmen, biri Kürt Yoldaşlar...
Sarya, doğduğu ülkesinden uzaklarda yaşamı arayan, geleceğe inanan bir devrim sanatçısı.
Canda, ülkesinin, Türkiyeli insanın acılarını yüreğinde taşıyan bir Türkmen kızı, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin savaşçısı.
İkisi de birer sorgucu. Düzen içerisinde ikisinin de imkanları var yaşamak için. Sarya sanat eğitimiyle belli bir yerlere gelebilir. Canda öğrenci ve okulunu tamamladığında düzenin kapıları ona da açık. Çünkü ailesi kendi içinde çelişik olsa da düzenle barışık.
Çok arıyorlar. Neyi niçin aradıklarını da sorguluyorlar.Sarya, yaşamın en derininde müziğin, resmin ve dansın özü olduğuna inanıyor. Fakat mevcut yaşamın kiri sanatı da kirletiyor. Sanat, madde için değildir, diyor Sarya, sanat insan ruhunu yüceltmek ve yüce eyleme, üretime yöneltmek içindir. O halde olduğu gibi kabul edilmemeli. Tiyatroya gönül verdi Sarya. Tiyatroda insanın, doğanın gerçeği saklıydı. İnsana, düzenin kilitlediği, sarmaladığı güzellikleri belki bu şekilde hatırlatırdı. Hatta hiç söz söylemeden. Gerçeğin büyüklüğü karşısında söze gerek yoktur, diyordu. Sarya, l‰l bir kız oldu, l‰l bir Kürt kızının sevgisi, umudu, öfkesiyle çıktı sahneye. Onun acılarıyla onun yaşamına, darbe yaptı. Ama insanların yüreklerine çekilmiş kabuk böyle darbelenemiyordu. Gençti, güzeldi, dinamik ve zekiydi. Kırabilirdi kabuğu, kırmalıydı da. Ruhundaki sanatçılık onu hep temiz ve sade olana ittiği halde, oyunuyla anlatmak istediğini, gerçeklerin görülmesini istemeyenler vardı. Olabilir mi diye düşündü, acaba l‰l olmak ve kavgayı l‰l vermek yeter mi? Ve TC sömürgeciliğini gördü. Halkının ezilişini gördü. Savaşın gerçeğini gördü Sarya. Sanatı savaşta gördü, savaşı da sanatta. Ezilenlerin haklı mücadelesinin kendisi bir gerçekti. Bu gerçek onurluydu, temizdi. İçinde çıkar olmayan, insanın et parçası olmaktan çıkıp insanlaştığı; yeteneğin ve emeğin dillenip eylem olduğu bir gerçek. Ve dansıyla geldi Sarya. Dansıyla attı kendini ateşin içine. Ateş oldu Sarya ve kıvılcımlarını saldı yüreklerimize.Canda, güzel insan, güzel yoldaş. Mutluluk kapısını aradı hep. Koşulları iyiydi, arkadaşları, çevresi öylesine rahat ve ayrı bir dünyadaydı ki ifadesiz. İfadesiz olduğu için de anlamsızdı Canda için. Çünkü insan kendi başına bir ifadedir, hele insan yaşamı mutlak anlamlıdır. Bu anlam çıkar kavgası değil. Bu anlam maddeyle ölçülemez, bu anlam dar dünyalar için değildir. Ama bu dar dünyayı önce anne ve babasının ilişkisizliğinde ve sonra kendi ilişki arayışlarında gördü. Bu hep tiksindirdi Canda'yı. Onun yüreği büyüktü, böyle küçüklükler doldurmadı yüreğini. Yola koyuldu, yaşam yoluna. Önce kendisini bulmalı, kendisi olmalıydı. Sonra insanlara tutulan bir ayna.
"Yeryüzünde yalan olmasın" diyordu, "hep sevgi olsun, güzellik olsun, sokakta gördüğüm herhangi bir insanla yürekten merhabalaşayım. Kim olduğu hiç önemli olmasın." Canda, yaşam yolunda zorluklar gördü, ezilen insanı gördü. Kürdü gördü sokakta, Arap'ı gördü. Merhaba diyemedi Canda, merhaba diyememenin küçüklüğünü hissetti. O bir insandı ve başkaları ona kilit vuramazdı, insanlığını yasaklayamazdı. Öfkeliydi Canda, öfkeyle attı kendini ateş dansına. En güzel merhabalar oradaydı. Yaşamı selamlamak, mutluluğu selamlamak oradaydı. Özgürlük, eşitlik, insanlığı buldu Canda bu kavgada. Attı kendini ve ateş oldu Canda,  kıvılcımlarını saldı yüreklerimize.
Kavgada buluştular, tuttular bir ucundan ve önce kendilerini aradılar. Sarya "ruhumu arıtmalıyım, dansa öyle girmeliyim", Canda "ben merhabaya layık olmalıyım önce" dedi. Ve yürüdüler, kendilerine  yürürken düşmana yürüdüler, yoldaşlığa yürüdüler. Ve sonra Önderlikle buluştular, bu büyüklükle arıttılar kendilerini, sonra dağlara ulaştılar. Dağ doruklarını soludular, sevgi sevgi, kavga kavga soludular. Aktılar nehirlere, rüzgar olup halka aktılar.
Sarya tavizsizdi, inançları ve uğruna yaşamını adadığı değerlerden ne olursa olsun taviz vermezdi. İnadı onu daima ayakta tuttu. Yoldaşlıkta daima samimiyet ve güven aradı, bunun için savaştı. Gülümseyişinde hep insanlar yüklüydü. Gözleri daima uzaklara ses verdi. Doğaya bağlılığı, özeni büyüktü. Yürürken dans ederdi O. Yaşamda sürekli estetiği aradı. Tıpkı insan ilişkilerindeki gibi. Kavganın başında anlamak için çok zorladı kendisini. Ve sonra anladı ki yaşamdan öğrendiği yanlışlıklar da vardı. Zamanın değerini öğrendiğinde şunu söyledi, "hiçbir şey kaybedilmez bizde değil mi, sadece kazanılır." Evet kazandın Sarya yoldaş...
Canda, gözleri hep ışıl ışıl sevgi dolu bir insan. Yaşamda egemenlikle içiçe bir ezilmişliği yaşamanın burukluğunu taşırdı ilişkilerinde. Hep şunu söylerdi, "Ben insanın özünü Önderlikte yakaladım." Aradığı da buydu aslında. Onda ne Türklüğün ne de herhangi bir milliyetin izi kalmamıştı. Öfkelendiğinde tek söylediği, "Bu bize yakışmaz"dı. O yakıştırmadı, ne bize ne de kendisine. Devrimciliğin eksikliği olamazdı onun için. Herşeyin mükemmelini aramak ilkin zorladı onu, sonra başta kendisini sonra düşmanı tanıdıkça emeğe bağlandı ve yüklendi devrime.Büyüdüler onlar, dağlarla bütünlük içinde, yoldaşlarıyla paylaşarak büyüdüler. Halka aktılar, güçlerini halktan ve kadının savaşından aldılar. Çünkü sistemle yıkanan her kadın gibi başta savaşı anlayamadılar. Ancak ezilmişlik, sessizlik ve sevgisizliğin halkları ne hale getirdiğini gördükçe beyinleriyle kuşandılar kavgayı ve bu yolda bayraklaştılar.
Sömürgeci TC ordusunun Güney Kürdistan'a geliştirdiği bir saldırıda, çok sayıda kadın militanın yer aldığı güç düşman çemberini yırtmak isterken şehit düştüler.  Meryem, Gurbetelli, Faraşin, Sarya, Canda ve yoldaşları... Ölümsüzleştiler, evet ölümsüz oldu adları. Kürt Halkının, halkların daima anacağı ve üzerinde bir yaşam kuracağı ölümsüzlük. Öncüler onlar, savaşan kadına herşeyiyle öncü oldular. Karanlıkların körlüğünü inançlarıyla aydınlattılar. Düşmanın anlayamadığı da bu, öldürdüm, yok ettim dediği yerde kaybediyor. Çünkü onlar aydınlıklarla hep yaşayacak ve yaşatacaklar.
 Ve sonra
kanatlanıp uçtular
Özlemleri şimdi
İnadımız zaferde
 Buluştukları yerde, kavgada can verdiler.
Sarya ve Canda Yoldaşlar...
Biri Türkmen, biri Kürt kızı.
 "Ateş dansı büyüdü
Ve kadın kendini
ateşte buldu
Kendi yangınımızdan
geçerek tutuşturacağız
Ve orada buluşacağız"
demişti Sarya.

Buluştukları yerde buluşmanın onuru ve heyecanıyladır kavgamız. Güzelliklere, insana anlamını kazandırmak için... Bizde özlemler büyütür yürekleri, ulaşılması belki de mümkün olmayan. Ama hep içimizde taşıdığımız, bizi alıp götüren. Sizi sevdik ve seveceğiz.

Sarya, hep dansedeceksin Kürdistan dağlarında,
Canda yoldaşa her an merhaba...   
Yazar: Ceme Aras e-Posta: Okuma: 2280 Ekleme: 17.11.2006 Yazdir Yazdir
 
[ Geri Dön | Bölgeler ]
Sehiden Agirî Sehiden Akrê Sehiden Amed Sehiden Amediyê Sehiden Ardaxan Sehiden Bedlîs Sehiden Bokan Sehiden Çolemêrg Sehiden Çewlik Sehiden Dêrik Sehiden Dêrsîm Sehiden Dihok Sehiden Dîlok Sehiden Dirbêsî Sehiden Efrîn Sehiden Erzingan Sehiden Erzirom Sehiden Êlih Sehiden Hewlêr Sehiden Kerkuk Sehiden Kirmansah Sehiden Kobanî Sehiden Mahabad Sehiden Meletî Sehiden Meres Sehiden Mêrdîn Sehiden Merîwan Sehiden Mûsil Sehiden Mûs Sehiden Îdir Sehiden Pîransar Sehiden Qamislo Sehiden Qers Sehiden Riha Sehiden Semsûr Sehiden Serdest Sehiden Serêkanî Sehiden Seqez Sehiden Sêrt Sehiden Sêwas Sehiden Silêmanî Sehiden Sine Sehiden Tirbesipî Sehiden Sirnex Sehiden Sîno Sehiden Wan Sehiden Xaneqîn Sehiden Zaxo Sehiden Xarpût Sehiden Ûrmiye Sehiden Kerkûk Sehiden Tirkiye Sehiden Ewropa Sehiden Qafqasya Agri Sehitleri, Diyarbakir Sehitleri, Aradahan Sehitleri, Bitlis Sehitleri, Dersim Sehitleri, Erzincan Sehitleri, Erzurum Sehitleri, Batman Sehitleri, Siirt Sehitleri, Urfa Sehitleri, Sirnak Sehitleri, SIvas Sehitleri, Adiyaman Sehitleri, Adana Sehitleri, Antep Sehitleri, Malatya Sehitleri, MArdin Sehitleri, Hakkari Sehitleri, Semdinli Sehitleri, Harput Sehitleri, Kandil Sehitleri, Gabar Sehitleri, Bagok Sehitleri, Kendal Sehitleri, Cudi Sehitleri
Serok Ziyaret Defteri Üye Paneli Özel Mesajlar S.S.S. Arama
 
Kürt Siteler BirligiHaber RSS Site Patikasi - Kisayol Site Map Partnerler Anti Spam
AntiSpam | Bilgileriniz | Iletisim | Google | O.M | Oner | SiteHaritasi | SiteMap |
eXTReMe Tracker
Sayfa Yükleme: 0.029 san.. ve 7 SQL Sorgulama 0.002 san..